İdare ve Vergi Hukuku

Kuvvetler ayrılığı ilkesi, devlet niteliğini kazanmış her siyasal toplumda birbirinden farklı üç görev olduğu, bu görevlerden her birini yerine getiren bir güç bulunduğu ve bunların birbirleri karşısında bağımsız bir statüye sahip oldukları esasına dayanır. Bu açıdan genel olarak söz konusu ilke, kanunları yapan yasama gücünün, yapılan kanunları uygulayan yürütme gücünün ve uygulamadan doğan uyuşmazlıkların giderilmesini sağlayan yargı gücünün ayrı organlara verilerek, organların birbirinden bağımsız olmasını gerektirir. 1789 tarihli İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesinde yer almış ve kuvvetler ayrılığının gerçekleşmediği ve yurttaş haklarının güvenlik altına alınmadığı toplumların anayasaya sahip sayılmayacakları belirtilerek, söz konusu ilke, devletin anayasanın temeli durumuna getirilmiştir.

Anayasamızın 2.nci maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir. Hukuk devleti ilkesini kabul eden ülkelerde idarenin yaptığı işlem ve eylemlerin denetim sorunu her zaman ortaya çıkabilecek olasılıklardandır. Hukuk devleti ilkesinin gereği olarak idarenin tüm eylem ve işlemlerinin yargısal denetime bağlı olması, yürütme erkinin hukuka bağlılığının sağlanmasına işlerlik kazandırdığı gibi, bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin de en etkin güvencesini oluşturmaktadır.

Kamu gücü kullananların, yapacakları düzenlemelerde kanundan başlayıp, diğer düzenleyici işlemlere ve hatta bireysel işlemlere kadar bu kurallarla bağlı olmaları gerekmektedir. Bu husus, normlar hiyerarşisinin varlığını zorunlu kılmaktadır. Normlar hiyerarşisi ise, hukukun evrensel ilkeleri ile insan hak ve özgürlükleri başta olmak üzere anayasa, yasa, tüzük, yönetmelik gibi düzenleyici kuralların aşamalı olarak alt normun üst norma uygun olmasını gerekli kılmaktadır. Bu anlamda hukuk devleti, aynı zamanda kamu gücünün sınırlandırılmasını sağlayan hukuki normların kendi arasında hiyerarşisinin sağlandığı devlettir. Bu modelde, her kuralın geçerlilik koşulu, kendi üstünde yer alan norma uygunluğudur. Böyle bir sistem hukuk normları karşısında herkesin eşitliği ve bağımsız bir yargının varlığını zorunlu kılar.

Bu anlamda, hukuk devletinin gerçekleştirilmesinde iki temel gereklilik önem taşımaktadır. İlk olarak hukukun ve özellikle de anayasanın üstünlüğü ile adaletin ve güvenliğin güvencesini zorunlu kılan bireylerin hak ve özgürlüklerinin sağlanması, ikincisi ise; iktidar yetkilerinin kullanılmasında devlet organlarının ve işlevlerinin düzenlenmesi ve normlar hiyerarşisinin kabul edilmesi zorunluluğudur.

İdari rejimin benimsendiği tüm ülkelerde olduğu gibi, ülkemizde de kamu makamlarının devlet yetkilerini kullanırken donatılmış oldukları kamu kudreti ayrıcalıkları, kendilerine üçüncü kişilerle girmiş oldukları hukuki ilişkilerde, üçüncü kişilerin iradesinden bağımsız biçimde ve hatta onların karşıt iradelerine rağmen tek yanlı olarak hukuki sonuç ve etkiler doğurabilecek işlemler yapabilme yetkisini tanımaktadır. Bu yetki ile hareket edebilen kamu makamları karşısında bireylerin hukuk güvenliğinin pozitif normlarda da teminat altına alınması ve kamu makamlarının bu iradelerinin etkin bir yargısal denetime tabi kılınması gereği ”hukukla bağlı devlet” anlayışının ana görevi olarak kabul edilmelidir. İdarenin yaptığı tüm işlem ve eylemlerin yargı yoluyla denetimi, her ülkede geçerli olan hukuk kurallarına göre farklılık arz etmekte olup, ülkemiz gibi idari rejimi kabul eden ülkelerde bu denetim idari yargı mercileri tarafından gerçekleştirilmektedir.

İdare hukukunda, idarenin bireylerle tek yanlı biçimde kurduğu hukuki ilişkilerde üstün idare sahibi olması ve çoğu zaman hukuki ilişkiyi bireyin karşıt iradesine rağmen ve hatta gerektiğinde zorla kurması, idarenin sahip olduğu kamu kudretiyle açıklanmakta ve bu kudrete bağlı eşit olmayan, imtiyazlı ve ayrıcalıklı statülere de kamu kudreti ayrıcalıkları adı verilmektedir. Aynı şekilde mülkiyet hakkı ve sözleşme özgürlüğü gibi pek çok temel hak ve özgürlük yönünden sık ve etkin müdahalelerin gerçekleştirildiği vergi hukukunda, keyfiliğin önüne geçilebilmesi için gerek vergisel düzenlemeler gerekse bunların idari ve yargısal makamlar tarafından uygulanmasında hukuk devleti ilkesi, bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin güvencesini oluşturmaktadır.

İdarenin üçüncü kişilerle girdiği ilişkilerde böylesine ayrıcalıklı statü içerisinde hareket edebilme yetkisine haiz olması karşısında, üçüncü kişilerin hukuk güvenliğinin en önemli teminatı etkin bir idari yargılama işlevidir. Dolayısıyla, devletin ve idarenin sahip olduğu kamu kudreti ayrıcalıkları karşısında hukuk düzeninin güven ve istikrara dayalı biçimde oluşturulması ve giderek bu amaç doğrultusunda bireylerin idarenin tasarruflarının yargısal denetimini gerçekleştirecek olan idari yargı burada önem arz etmektedir.

İdari rejimin benimsendiği hukuk sistemimizde idari yargı adli yargıdan bağımsız bir şekilde teşkilatlanmıştır. Buna ek olarak ülkemizde geniş görevli idari yargı sistemi benimsenmiştir. Dar görevli idari yargı sisteminin bulunduğu ülkelerde ilke olarak iptal davaları idari yargıda görülürken idarenin mali sorumluluğundan kaynaklı davalar adli yargı bünyesinde görülür. Geniş görevli idari yargı sisteminde ise dava türü fark etmeksizin idarenin kamu hukukunu ilgilendiren eylem ve işlemlerinin hukuki denetimi kural olarak idari yargıda yapılır.

İdarenin yargısal denetimi, hukuk devleti ilkesinin olmazsa olmaz koşullarından biridir. Nitekim yasal düzenlemelerde “hukuk devleti” ibaresinin geçmesi, sistemi tek başına hukuk devleti haline getirmez. İdarenin yargısal denetimi ile idari yargı mercii, idarenin hukuka uygun davranmasını sağlar; idarenin hukuka aykırı eylem ve işlemlerine karşı temel hak ve hürriyetleri güvence altına alır; hukuk düzenini ve istikrarı korur ve içtihatları ile hukuk yaratır. İdari yargı denetimi, hem bireyleri idareye karşı korumakta hem de idare ile bireyler arasında menfaat dengesini gerçekleştirmektedir. Bu itibarla idari yargı, temel hak ve özgürlüklerin idareye karşı korunmasını sağlamakla kalmaz; aynı zamanda nesnel (objektif) hukuk düzeninin korunmasına da katkı sağlar. Ayrıca hukuk kurallarını yorumlama ve uygulama da yargısal denetimden beklenmektedir. Diğer bir taraftan, idari yargı mercileri, bu denetimi yaparken birtakım sınırlara tabidirler. Bu itibarla idari yargı mercii, önündeki uyuşmazlığa özgü olarak hukuk kuralı üretip uygulayamaz. İdari yargı mercii, tüm hukuk kuralları ve hukukun genel ilkelerini göz önünde bulundurarak denetim yapabilir. İdari yargı mercii, öncelikle idari işlem veya eylem hakkında uygulanacak hukuku belirlemelidir. Vereceği kararda hukukun ne olduğunu, nasıl anlaşılması ve nasıl yorumlanması gerektiğini söylemelidir. Ayrıca işlemin hukuka aykırı olduğu kanaatine varan yargı mercii, işlemin hangi hukuk kuralına aykırı olduğunu kararında belirtmelidir.

İlgili Blog & Haberler

Henüz gösterilecek ilgili blog yada haber içeriği yoktur!